MİNİ İSTANBUL GEZİSİ #3


    Merhabalaar, bugün de ikinci güne devam ediyoruz. İstanbul o kadar güzeldi ki yazılarını bile bitirmek istemiyorum, bütün fotoğrafları paylaşmak istiyorum :D


    Topkapı Sarayından çıktıktan sonra Ayasofya' ya girdik. Yine aynı şekilde müze kartınızı kullanarak girebiliyorsunuz. Bilmeyenler için Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultan Ahmet Camisi bir aradalar. 

    Girdiğinizde kocaman kocaman kapılar karşılıyor sizi. Hande hep eskiden insanlar daha uzunmuş diyip durdu. Sanırım gerçekten de öyleymiş çünkü kapılar hep çok büyük. Kapıları boşverelim de Ayasofya inanılma bir yerdi. Girer girmez çok farklı bir his doldu içime ve ağzım açık etrafı izledim. Fotoğraflar kesinlikle orayı tam anlamıyla göstermeye yetmez, gidip görmek şart. Buralar bana Kabeyi görmenin kim bilir nasıl bir his olduğunu düşündürttü. Allah inşallah bir gün oraları da görmeyi nasip eder.





    Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet İstanbulu feth ettiğinde Cuma namazını kılmak için en uygun yermiş. İstanbulun fethinin cuma gününe ve cuma vaktine denk gelmesi inanılmaz değil mi? Cuma namazını kılmak için cemaat toplandığında Fatih Sultan Mehmet normalde ilk tekbirinde kabeyi görmesine rağmen burada göremiyor, ikinci tekbirde de göremiyor ve daha sonra Hızır a.s. geldiği ve Ayasofyayı kabeye doğru çevirdiği söyleniyor. Hatta minarelerden birinde el izi de bulunuyor. 

    Minare demişken Ayafoyanın minareleri dıştan değil yapıyla beraber inşa edildiğinden minarelerden birinin bile yıkılması tüm binanın yıkılmasına sebep oluyormuş. 

    Ayrıca üzerinde Allah, Peygamber efendimiz ve 4 halifenin adı yazan plakların Ayasofya kapılarından büyük olmasından dolayı dışarı çıkarılması imkansızmış. 



    Alt kattan üst kata çıkmak için taştan yapılma bir yokuştan uzunca bir süre çıkmanız gerekiyor. Merdiven olmadığı için baya yorucu oluyor :D Ama üst kattan bakmak inanılmazın da ötesindeydi. Üst katta balkonlar, sanat eserleri ve bizanstan kalma işlemeli duvarlar vardı.











    Ayasofyadan çıktıktan sonra çok yorulduğumuzdan yakınlardaki Starbucksa doğru yürümeye başladık ama henüz Starbucksa varamadan Edebiyat Kıraathanesi' ni gördük. Arkadaşlarımız tatlısının çok güzel olduğunu söyleyince tabiki hemen tamam dedik :D Mükemmel olduğunu söyleyemicem ama ortamı gerçekten de çok güzeldi. Eğer yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim.

    Oradan kalktıktan sonra Yerebatan Sarnıcına da gittik. Buraya müze kartınızla giriş yapamıyorunuz. Bilet almanız gerekiyor. Biletler öğrenci için 5, öğrenci olmayanlar içinse 10 tl. İçerisi fotoğraflardan görülenden farklı bir yer değil açıkçası. Suyun içinde gerçekten ürkütücü devasa balıklar var ve sakince bir müzik çalıyor. Tam korku filmi çekilmelik bir alan. :D




    Sultan Ahmet Camisinde namaz vaktiydi bu yüzden ziyaretçi olarak girilmiyordu sadece namaz kılacaklar giriyordu. Bu zamana kadar zaten yorgunluktan ölmek üzere olduğumuzdan namazı kılıp biraz dinlendik. Sonra da Taksime gitmek üzere yola çıktık.

   
    Taksimde naptık biliyor musunuz? McDonalds' a girip oturduk :D Zaten yorgunluktan bayılmak üzereydik hepimiz. Buraya bu yorgunluğu gösteren bir kolaj koyuyorum :) Sonrada vapura binip evimize döndük.

Yorumlar